Bir virüs formu olarak insanlık…

Uçak dediğin şey hala garip benim için… jenerasyon farkının bir temsili adeta, istatistiksel olarak mevcut bir bilgi karada yaşanan kazaların havada yaşanan kazalardan daha fazla olduğu ama bizim 80 küsürlü doğumlu olanların sonradan gördüğü bir şey uçak… Her daim ne zaman uçağa binsem (uçağa binmek nedir ya, ata biniyoruz sanki) ve kalkış zamanı gelse bir adrenalin… anlamıyorum zira, uçak nasıl çalışır, ne zaman tehlike anıdır ne zaman değildir bilmiyorum… biara bi TAROM havayolları ile Romanya’ya gitmiştim, uçakta jet motoru yerine baya pervane vardı kanatlara bağlı motorlarda -motor mu o, onu da bilmiyorum da- tır tır tır titreyerek kalktı, dolmuş gibi, titreyerek indi filan bi korku saldı yani… jenerasyon farkı dedim ya, veletler vardı uçakta zerre kadar bir tırsıma yok. Nereden geliyor bu cesaret diye düşünürken aslında bunun cesaret olmadığı ama bugünün paradigmalarının içine doğduklarını düşündüm. Ben cep telefonu ilk çıktığında bilincindeydim, yani söylenir ya hep “ben kendimi bildim bileli” diye, cep telefonu çıktığında kendimi biliyordum. Uçak da aynı şekilde, yaygınlaştığında kendimi biliyordum yahu… Neyse yani aslında benim sonradan alıştığım bazı şeylerin içine doğuyor bir nesil, nasıl ben benden önceki nesilin alışmaya çalıştığı bazı şeylerin içine doğduysam. Jenerasyonlar arası yaşanan bazı gerilimler zaten bu tip değişkenlere bir jenerasyonun alışması ile sonraki jenerasyonun içine doğması arasındaki ince çizgide gerçekleşiyor.

city_lightsNeyse okuyucu… ben bu tip düşünceler arasında gidip gelirken İstanbul’dan kalkıp İzmir’e doğru yol alan uçaktaki anons İzmir havalimanına doğru inişe geçtiğimizi duyurdu. Akşam vakti dedim ki görüntü muazzamdır, ışıklar mışıklar alır beni, inene kadar oyalanırım… neyse anons geçtikten sonra biz inişe doğru yöneldik, yavaş yavaş bulutlardan aşağı doğru indik kii bir de ne göreyim bütün izmir ışıkları ile uçak rotasının altında… PINGGGGGG birden kafamda bir başka görüntü ile eşleşti o şehrin güzelim(!) ışıkları… Çizgifilmlerde -yine 80 küsür doğumlular için anlamlı olabilir ama…- tahta kuruları vardır ya bir masanın filan köşesinden yemeye başlarlar vızır vızır derken bir bakmışsın hemencik masa yokoluverimiş… Nereye gittiğini de anlamazsın ama gitmiştir artık, midesindedir tahta kurularının… O görüntü ile eşleşiverdi kafamda birden.

Okuyucu! sana da olmuyormuş gibi davranma arada bir olur böyle görüntü, kelime eşleşmeleri kafanda ve birden alakasız bazı şeyleri alakasız başka bazı şeylere benzetiverirsin. Bana da öyle oldu işte… ve sonunda şöyle bir şey düşünüm;

Lan yeminle virüs gibi, tahta kurusu gibiyiz, dünyanın üzerine vıcır vıcır yapıştık ve kemiriyoruz çizgifilmde tahta kurularının masayı kemirdiği gibi. Bitince ne olacak bilmiyorum ama bitmesin diye uğraşanlar var, bitmeye yakın ne yapıcaz diye yeni kaynak arayışına girenler var filan ama bu bir virüs formu olarak insanlık’ı açıklamıyor tabe…

Virüs gibiyiz en nihayetinde… saldırdık dünya denilen yere, bitince, böyle masa gibi tükenince, çizgi filmede masanın tükenişini izlediğimiz gibi izleyeceğiz dünyanın tükenişini… tabi “Bunu söyleyen adam da çevreye zarar veren uçağa binmemiş olsa daha samimi olurdu” dediğini duyar gibiyim okuyucu… sen de haklısın ne diyim…

Var olan ve bize iyi hissettiren bütün değerleri tükettiğimiz gibi dünyayı da tüketiyoruz, belki onun da hissiyatı vardır lan…  belki bizim etimizden bir parça kopmuşcasında hissediyodur o da her mineral çıkarttığımızda, her ağaç kestiğimizde… ne bileyim… öyle işte…

öyle işte…

Advertisements

One thought on “Bir virüs formu olarak insanlık…

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s